ÇOCUK MASALI

Ada ve Unutulan Oyuncaklar İstasyonu

Ada, uzun zamandır oynamadığı oyuncakların geceleri gittiği gizli bir tren istasyonu keşfeder. Bu sıra dışı yolculukta eşyaların değerini, sorumluluk almayı ve paylaşmanın mutluluğunu öğrenir.

Ada ve Unutulan Oyuncaklar İstasyonu çocuk masalı kapak görseli
PREMİUM

Sesli Masallar Çok Yakında

Profesyonel anlatımlı sesli masallarımız Premium üyelikle çok yakında sizlerle.

Ada’nın odası, evin en renkli yeriydi. Pencerenin önünde kitapları, duvarın yanında oyuncak mutfağı, yatağının altında yapboz kutuları vardı. Raflarda bebekler, arabalar, pelüş hayvanlar ve rengârenk kutular yan yana dururdu. Fakat Ada’nın odasında küçük bir sorun vardı. Yeni bir oyuncak geldiğinde, eskiler yavaş yavaş unutuluyordu. Bir zamanlar her gece yanında uyuduğu sarı tavşanı Pofuduk, artık dolabın en üst rafındaydı. Tahta tren seti yatağın altında tozlanıyordu. Kırmızı tekerlekli oyuncak otobüsün bir kapısı eksikti. Mavi elbiseli bez bebek Lali ise oyuncak sandığının dibinde kalmıştı. Ada bunları fark etmiyordu. O gün de annesiyle pazardan dönerken gördüğü parlak mor bir uçurtmayı düşünüyordu. “Anne, uçurtmayı alabilir miyiz?” diye sordu. “Evde pek çok oyuncağın var,” dedi annesi. “Önce onlarla ilgilenmelisin.” “Ama onların hiçbiri uçurtma değil.” “Doğru. Fakat odandaki oyuncakların birçoğunu uzun zamandır eline bile almadın.” Ada dudaklarını büktü. “Çünkü onlar eski.” Annesi cevap vermedi. Eve geldiklerinde Ada odasına çıktı. Oyuncak sandığını açtı ve uçurtmaya yer açmak için içindekileri karıştırmaya başladı. Kırık otobüsü eline aldı. “Sen artık işe yaramıyorsun.” Otobüsü yatağın altına itti. Tahta trenin lokomotifini buldu. “Senin raylarını kurmak çok uzun sürüyor.” Lokomotifi de bir köşeye bıraktı. Sonra Lali’yi çıkardı. Bebeğin mavi elbisesinin eteğinde küçük bir sökük vardı. “Sen de çok eskidin.” Ada, Lali’yi yeniden sandığa koydu. O gece yatağına girdiğinde odası her zamankinden daha sessizdi. Pencerenin dışından hafif bir rüzgâr sesi geliyordu. Ada gözlerini kapatmak üzereyken odanın içinden ince bir metal sesi duydu. “Çınk!” Ada doğruldu. Ses yatağının altından gelmişti. Bir süre bekledi. “Çınk! Çınk!” Ada eğilip yatağın altına baktı. Kırmızı oyuncak otobüs kendi kendine hareket ediyordu. Ada gözlerini ovuşturdu. Otobüs yatağın altından çıktı, odanın ortasında küçük bir tur attı ve kapıya doğru ilerledi. “Dur!” diye fısıldadı Ada. Otobüs durmadı. Oyuncak sandığının kapağı yavaşça açıldı. İçinden Lali çıktı. Ardından tahta trenin lokomotifi, üç vagon, tek kolu eksik bir robot ve kuyruğu sökülmüş pelüş bir tilki yere indi. Ada şaşkınlıkla onları izliyordu. Lali üzgün bir sesle konuştu: “İstasyonun son treni birazdan kalkacak.” Robot sordu: “Hepimiz hazır mıyız?” Tahta lokomotif düdüğünü çaldı. “Hazırız.” Ada yatağından atladı. “Nereye gidiyorsunuz?” Bütün oyuncaklar birden durdu. Lali başını kaldırıp Ada’ya baktı. “Bizi duyabiliyor musun?” “Elbette duyuyorum. Nereye gittiğinizi sordum.” Kırmızı otobüsün farları yandı. “Unutulan Oyuncaklar İstasyonu’na.” Ada kaşlarını çattı. “Öyle bir yer yok.” Tahta lokomotif yavaşça ilerledi. “Yalnızca unutulan oyuncaklar bilir.” “Orada ne yapacaksınız?” Lali, elbisesindeki söküğü düzeltti. “Bize ihtiyaç duyacak yeni bir yer bulacağız.” Ada biraz kızdı. “Ama siz benim oyuncaklarımsınız.” Pelüş tilki başını yana eğdi. “En son benimle ne zaman oynadın?” Ada cevap veremedi. Robot sordu: “Kolumu ne zaman tamir edecektin?” Ada bunu da hatırlamadı. Otobüs korna çaldı. “Kapımı iki aydır arıyorsun.” Ada sessizce yere baktı. Oyuncaklar kapının altındaki küçük aralıktan geçerek koridora çıktı. Ada hemen hırkasını giydi ve peşlerinden gitti. Evin koridoru gece vakti olduğundan daha uzun görünüyordu. Oyuncaklar merdivenlerden inerken Ada sessizce arkalarından yürüdü. Tahta trenin lokomotifi duvarın yanındaki eski süpürgeliğin önünde durdu. Duvarın üzerinde daha önce hiç görmediği küçük, yuvarlak bir düğme vardı. Lokomotif düğmeye çarptı. Duvar iki yana açıldı. Arkasında aşağıya doğru uzanan, ışıklı bir tünel belirdi. Tünelin başında pirinçten yapılmış bir tabela asılıydı: UNUTULAN OYUNCAKLAR İSTASYONU Ada hayretle içeri girdi. Tünelin sonunda büyük bir tren istasyonu vardı. Tavandan yıldız biçimli lambalar sarkıyor, peronların üzerinde minik saatler çalışıyordu. İstasyon oyuncaklarla doluydu. Tekerleği eksik kaykaylar, boyası dökülmüş tahta atlar, düğmesi kopmuş ayılar, eski yapboz kutuları ve kapağı çatlamış oyuncak müzik kutuları sıralarını bekliyordu. Bazıları neşeli, bazıları ise üzgün görünüyordu. Peronun başında kalın gözlüklü bir oyuncak ayı duruyordu. Elinde küçük bir liste vardı. “Son sefer yolcuları!” diye seslendi. “Yeni evler treni beş dakika sonra kalkacaktır.” Ada oyuncaklarının önüne geçti. “Onları götüremezsiniz.” Gözlüklü ayı Ada’ya baktı. “Sen oyuncak sahibi misin?” “Evet.” “Ama buraya gelen oyuncakların artık sahipleri tarafından kullanılmadığı yazıyor.” “Ben onları kullanıyorum.” Lali yavaşça başını salladı. Ada hemen ekledi: “Yani… bazen kullanıyorum.” Tahta lokomotif sessiz kaldı. Gözlüklü ayı listesini açtı. “Bakalım. Lali, yüz on üç gündür oyuncak sandığının dibinde.” Ada şaşırdı. “Günleri mi saydınız?” “Unutulan oyuncaklar her günü sayar.” Ayı listeyi okumaya devam etti. “Kırmızı otobüs, eksik kapısıyla altmış iki gündür yatağın altında. Robot Riko, kolunun tamir edilmesini seksen gündür bekliyor. Tahta tren ise son kez geçen kış kurulmuş.” Ada oyuncaklarına baktı. “Ben sizi bilerek unutmadım.” Lali gülümsedi ama gözleri hâlâ üzgündü. “Unutmak çoğu zaman bilerek yapılmaz.” İstasyondaki büyük saat çaldı. Trenin gelmesine dört dakika kalmıştı. Ada endişeyle sordu: “Onları geri götürmek için ne yapmalıyım?” Gözlüklü ayı, istasyonun diğer ucundaki üç kapıyı gösterdi. “Bir oyuncak sahibi, üç sınavı tamamlarsa oyuncaklarına yeniden sahip çıkabilir.” “Ne sınavı?” “Hatırlama, onarma ve paylaşma.” Ada hiç düşünmeden ilk kapıya koştu. Kapının üzerinde küçük bir yazı vardı: HATIRLAMA ODASI Ada kapıyı açınca kendisini karanlık bir odada buldu. Ortada üç oyuncak duruyordu. Birisi Pofuduk, biri Lali, diğeri tahta trendi. Tavandan bir ses geldi: “Her oyuncağın sende bıraktığı bir anıyı söyle.” Ada önce Pofuduk’a baktı. Sarı tavşanın bir kulağı diğerinden daha aşağıdaydı. Ada hatırladı. “İlk kez tek başıma kendi odamda uyuduğum gece Pofuduk yanımdaydı. Korktuğumda kulağını tutmuştum.” Oda biraz aydınlandı. Sonra Lali’ye baktı. “Lali’nin elbisesini büyükannem dikmişti. Yağmurlu bir günde birlikte çay partisi yapmıştık.” Oda biraz daha aydınlandı. Tahta trenin önüne geldi. “Babamla rayları bütün salona kurmuştuk. Tren masanın altından geçiyordu. O gün istasyon görevlisi bendim.” Odanın tamamı ışıkla doldu. Kapı açıldı. Ada yeniden perona çıktı. Gözlüklü ayı başını salladı. “Hatırlama sınavını geçtin.” Büyük saate baktılar. Üç dakika kalmıştı. Ada ikinci kapıya koştu. Kapının üzerinde şu yazıyordu: ONARMA ATÖLYESİ İçeride yüzlerce küçük çekmece, iplikler, vidalar, boya kutuları ve yapıştırıcılar vardı. Ortada kırmızı otobüs, robot ve pelüş tilki duruyordu. Bir ses duyuldu: “Onarılmayı bekleyen üç oyuncağa yardım et.” Ada önce kırmızı otobüsün eksik kapısını aradı. Çekmecelerin üzerinde “Tekerlekler”, “Düğmeler”, “Kollar” ve “Kapılar” yazıyordu. Kapılar çekmecesinde onlarca farklı parça vardı. Ada dikkatle baktı. “Otobüsün kapısı kırmızıydı ama üzerinde ince sarı bir çizgi bulunuyordu.” Sarı çizgili küçük kapıyı buldu ve yerine taktı. Sonra robot Riko’nun kolunu aldı. Kol yerinden çıkmıştı ancak kırık değildi. Ada küçük bir tornavidayla vidasını sıktı. Robot kolunu kaldırdı. “Kol yeniden çalışıyor.” Son olarak pelüş tilkinin sökülen kuyruğunu dikmesi gerekiyordu. Ada iğne kullanmayı bilmiyordu. “Bunu yapamam,” dedi. Tavandan gelen ses cevap verdi: “Yardım istemek de sorumluluğun bir parçasıdır.” Ada istasyon görevlisine seslendi. “Dikiş dikmeyi bilen biri bana yardım edebilir mi?” Küçük bir bez bebek atölyeye geldi. Ada ipliği tutarken bez bebek kuyruğu dikkatle dikti. Tilki kuyruğunu salladı. “Eskisinden daha sağlam oldu.” Atölyenin kapısı açıldı. İki dakika kalmıştı. Gözlüklü ayı Ada’yı üçüncü kapıya götürdü. Kapıda şu yazıyordu: PAYLAŞMA SALONU Salonun ortasında iki masa vardı. Bir masada Ada’nın oyuncakları, diğerinde ise hiç oyuncak sahibi olmamış üç çocuk kuklası duruyordu. Tavandan gelen ses konuştu: “Bütün oyuncakları yanında tutamazsın. Hangileri seninle dönecek, hangileri yeni bir çocuğu mutlu edecek?” Ada hemen cevap vermek istedi. “Hepsi benimle dönecek.” Fakat kuklalardan biri, eski bir topu özlemle izliyordu. Diğer kukla, tahta yapbozun parçalarını dikkatle inceliyordu. Üçüncüsü ise pelüş tilkiye gülümsüyordu. Ada oyuncaklarına baktı. Uzun zamandır dokunmadığı birçok oyuncağı vardı. Hepsini geri götürürse bir süre sonra yeniden unutabilirdi. Gözlüklü ayı sessizce bekliyordu. İstasyon saati son dakikayı göstermeye başladı. Ada önce Pofuduk’u yanına aldı. “Pofuduk benimle gelecek. Onu yeniden yatağımın yanına koyacağım.” Lali’yi de seçti. “Lali’nin elbisesini tamir edeceğim.” Tahta trene baktı. “Tren de benimle gelecek. Ama arkadaşlarımı çağırıp birlikte oynayacağız.” Sonra oyuncak topu masanın diğer tarafına koydu. “Bu topu paylaşabilirim.” Yapbozu da kuklanın önüne bıraktı. “Bu yapbozu artık yapmıyorum. Başka biri tamamlayabilir.” Pelüş tilkiyi eline aldı. Tilki ona gülümsedi. Ada biraz üzüldü. “Sen de yeni bir arkadaş bulabilirsin.” Pelüş tilki başını salladı. “Beni unutmadığın sürece üzülmem.” Ada tilkiyi diğer masaya bıraktı. O sırada salondaki bütün lambalar yandı. Tavandan gelen ses konuştu: “Paylaşma sınavı tamamlandı.” Ada perona koştu. Büyük tren düdüğünü çalmıştı. Yeni evlerine gidecek oyuncaklar vagonlara binmeye başlıyordu. Gözlüklü ayı Ada’nın yanına geldi. “Seçtiğin oyuncakları evine götürebilirsin.” Ada Pofuduk’u, Lali’yi, tahta treni, otobüsü ve robotu yanına aldı. Pelüş tilki, yapboz ve top trene bindi. Ada vagonun penceresine yaklaştı. “Beni unutmayacak mısınız?” Pelüş tilki cevap verdi: “Birlikte oynadığımız günleri unutmayız.” Tren hareket etti. Ada trenin arkasından el salladı. İçinde hem küçük bir üzüntü hem de sıcak bir mutluluk vardı. Oyuncaklar yeni çocuklara gidiyordu. Gözlüklü ayı ona küçük, altın renkli bir bilet verdi. Biletin üzerinde şöyle yazıyordu: Bir eşyanın değeri, ne kadar yeni olduğuyla değil, ona gösterilen özenle ölçülür. Ada oyuncaklarını alıp tünelden eve döndü. Sabah olduğunda annesi Ada’yı odasının ortasında otururken buldu. Ada’nın önünde üç ayrı kutu vardı. Birinin üzerinde OYNAYACAĞIM, diğerinde TAMİR EDECEĞİM, sonuncusunda ise PAYLAŞACAĞIM yazıyordu. Annesi şaşırdı. “Bu kutular ne için?” Ada Pofuduk’un kulağını düzeltti. “Artık oyuncaklarımı unutmak istemiyorum.” Birlikte odadaki bütün oyuncakları ayırdılar. Kırık olanları tamir ettiler. Ada’nın artık oynamadığı temiz oyuncakları başka çocuklara ulaştırmak için bir kutuya koydular. Akşam babasıyla tahta trenin raylarını salona kurdular. Tren masanın altından geçti, sandalyelerin çevresinde dolaştı ve oyuncak istasyona ulaştı. Ada istasyon görevlisi oldu. Lali yolcu, Pofuduk makinistti. Kırmızı otobüs de tren istasyonuna yolcu taşıdı. Ada o gece yatağına girdiğinde altın bileti yastığının altına koydu. Pofuduk yeniden yanında duruyordu. Oda sessizleşince koridordan çok uzaktan gelen bir tren düdüğü duydu. Ada gülümsedi. Unutulan Oyuncaklar İstasyonu hâlâ oradaydı. Fakat Ada artık oyuncaklarının o istasyona gitmesine gerek kalmaması için ne yapması gerektiğini biliyordu: Hatırlamak, onarmak ve paylaşmak.
EBEVEYNLER İÇİN

Bu masal üzerine konuşabilirsiniz

Bu masal; çocukların sahip oldukları eşyalara özen göstermeleri, artık kullanmadıkları oyuncakları paylaşmaları ve bir eşyanın değerinin yalnızca yeni olmasıyla ölçülmediğini anlamaları için hazırlanmıştır. Masalın ardından kullanılmayan oyuncakların birlikte ayrılması güzel bir etkinlik olabilir.