ÇOCUK MASALI

Defne ve Fısıldayan Tohumlar

Defne, bahçesine ektiği üç tohumun hemen büyümesini ister. Ancak geceleri fısıldamaya başlayan tohumlar, ona her canlının farklı bir zamanda ve kendi hızında geliştiğini öğretir.

Defne ve Fısıldayan Tohumlar çocuk masalı kapak görseli
PREMİUM

Sesli Masallar Çok Yakında

Profesyonel anlatımlı sesli masallarımız Premium üyelikle çok yakında sizlerle.

Defne, yaşadığı evin arkasındaki küçük bahçeyi çok seviyordu. Bahçenin bir köşesinde papatyalar, diğer köşesinde mis kokulu lavantalar vardı. Duvarın yanında uzanan sarmaşıklar ise rüzgâr estiğinde yeşil ellerini sallıyormuş gibi görünürdü. Fakat bahçede Defne’ye ait özel bir yer henüz yoktu. Bir cumartesi sabahı büyükannesi, elinde küçük bir tahta kutuyla bahçeye geldi. “Bu kutuda sana bir sürpriz var,” dedi. Defne heyecanla kutunun kapağını açtı. İçeride, pamukların üzerine yerleştirilmiş üç küçük tohum duruyordu. Tohumlardan biri yuvarlak ve kahverengiydi. Biri uzun ve çizgiliydi. Üçüncüsü ise diğerlerinden çok daha küçüktü. Defne merakla sordu: “Bunlar hangi çiçeğin tohumu?” Büyükannesi gülümsedi. “Bunu büyüdüklerinde göreceğiz.” “Ne zaman büyürler?” “Onlara iyi bakarsan zamanı gelince büyürler.” Defne bu cevabı pek yeterli bulmadı. “Yarın büyürler mi?” Büyükannesi başını iki yana salladı. “Belki biri erken uyanır, biri biraz daha bekler. Her tohumun kendi zamanı vardır.” Defne, bahçenin güneş alan bir köşesinde üç küçük çukur açtı. Tohumları dikkatle toprağa bıraktı ve üzerlerini kapattı. Sonra küçük sulama kabını doldurdu. “Merak etmeyin,” dedi. “Sizi her gün sulayacağım. Siz de çabucak büyüyeceksiniz.” Ertesi sabah Defne yatağından kalkar kalkmaz bahçeye koştu. Toprağa baktı. Hiçbir şey yoktu. Bir süre bekledi. Belki tohumlar onu görünce topraktan çıkardı. Fakat toprakta en küçük bir hareket bile olmadı. Defne tohumları suladı. “Haydi ama,” dedi. “Artık uyanmalısınız.” İkinci sabah yine bahçeye koştu. Toprak hâlâ bomboştu. Üçüncü gün de hiçbir şey değişmedi. Defne dizlerinin üzerine çöktü ve toprağa doğru seslendi: “Beni duyuyor musunuz? Neden hâlâ çıkmadınız?” Topraktan cevap gelmedi. Defne, tohumları biraz daha fazla sularsa daha hızlı büyüyeceklerini düşündü. Sulama kabını iki kez doldurdu. Toprak kısa sürede çamura dönüştü. Akşam büyükannesi bahçeye geldiğinde ıslak toprağı gördü. “Sanırım tohumlarımız bugün biraz fazla su içmiş,” dedi. “Çabuk büyüsünler diye yaptım.” Büyükannesi Defne’nin yanına oturdu. “Bitkilerin suya ihtiyacı vardır ama çok fazla su da onlara iyi gelmez. Büyümek yalnızca suyla olmaz. Güneş, hava, toprak ve zaman da gerekir.” Defne içini çekti. “Fakat beklemek çok sıkıcı.” “O zaman beklerken onlara yardım edecek küçük işler yapabilirsin.” Birlikte toprağın çevresindeki yabani otları temizlediler. Tohumların yerini belli etmek için üç küçük tahta çubuk diktiler. Defne her çubuğun üzerine bir isim yazdı. Yuvarlak tohuma Pıtırcık, çizgili tohuma Uzun, en küçük tohuma ise Minik adını verdi. O gece Defne odasında uyumaya çalışırken açık pencereden çok ince bir ses duydu. “Biraz daha…” Defne gözlerini açtı. Ses bahçeden gelmişti. Pencereye yaklaştı. “Biraz daha zaman…” Defne hemen terliklerini giydi ve sessizce bahçeye çıktı. Ay ışığı toprağın üzerine gümüş renkli bir örtü sermişti. Defne tohumların bulunduğu yere yaklaştı. “Konuşan kim?” Toprağın altından incecik bir ses yükseldi. “Ben Pıtırcık.” Ardından daha kalın bir ses duyuldu. “Ben de Uzun.” Son olarak çok hafif bir fısıltı geldi. “Ben… Minik.” Defne şaşkınlıkla toprağa eğildi. “Siz konuşabiliyor musunuz?” Pıtırcık neşeyle cevap verdi: “Yalnızca bizi gerçekten dinleyenler duyabilir.” Defne heyecanla sordu: “Öyleyse neden büyümüyorsunuz?” Uzun’un sesi toprağın altından geldi: “Büyüyoruz.” “Ama sizi göremiyorum.” “Çünkü önce aşağıya doğru büyüyoruz,” dedi Pıtırcık. “Köklerimizi hazırlıyoruz.” Minik de sessizce ekledi: “Yukarı çıkmadan önce toprağa tutunmamız gerekiyor.” Defne bunu hiç düşünmemişti. “Tohumların görünmeden de büyüyebildiğini bilmiyordum.” Uzun güldü. “Birçok önemli şey başlarken görünmez.” Defne toprağın yanına oturdu. “Peki ne zaman çıkacaksınız?” “Hazır olduğumuzda,” dedi Pıtırcık. “Üçünüz de aynı anda mı?” Bu kez Minik cevap verdi: “Belki değil.” Defne biraz düşündü. “Biriniz geç kalırsa üzülmez mi?” “Geç kalmak başka, kendi zamanında büyümek başkadır,” dedi Uzun. O geceden sonra Defne her sabah tohumları dikkatli bir şekilde suladı. Toprağı çamur yapmadı. Çevredeki otları temizledi ve onlarla konuştu. Dördüncü gün Pıtırcık’ın olduğu yerde küçük, yeşil bir filiz belirdi. Defne sevinçle zıpladı. “Başardın, Pıtırcık!” Filiz, güneşe doğru uzanarak iki minicik yaprak açtı. Defne hemen Uzun ile Minik’in olduğu yerlere baktı. Fakat onların toprağında hiçbir değişiklik yoktu. “Pıtırcık çıktı. Siz neden çıkmadınız?” diye sordu. O gece Uzun’un sesi duyuldu: “Benim köklerim biraz daha derine gidiyor.” Minik ise hiç konuşmadı. Defne endişelendi. Ertesi gün Pıtırcık biraz daha uzadı. Beşinci gün yaprakları büyüdü. Altıncı gün Uzun da toprağı yararak dışarı çıktı. İncecik gövdesi daha ilk günden Pıtırcık’tan uzun görünüyordu. “Hoş geldin, Uzun!” dedi Defne. Şimdi geriye yalnızca Minik kalmıştı. Günler geçtikçe Pıtırcık ve Uzun büyümeye devam etti. Fakat Minik’in bulunduğu yerde hâlâ yalnızca kahverengi toprak vardı. Defne her sabah toprağa eğiliyordu. “Minik, beni duyuyor musun?” Cevap gelmiyordu. Bir gün Defne, Minik’in artık büyümeyeceğini düşündü. Belki çok fazla beklemişti. Belki tohum kaybolmuştu. Belki de hiç çiçek olmayacaktı. Elini toprağa uzattı. “Tohumu çıkarıp kontrol etsem mi?” diye düşündü. Tam toprağı kazmaya başlayacağı sırada büyükannesi yanına geldi. “Ne yapıyorsun?” “Minik’i kontrol edeceğim. Belki büyüyemiyor.” “Onu topraktan çıkarırsan hazırladığı köklere zarar verebilirsin.” “Ama diğerleri çoktan çıktı.” Büyükannesi, Pıtırcık ve Uzun’a baktı. “Bir sınıfta bütün çocuklar aynı gün okumayı öğrenir mi?” Defne başını salladı. “Hayır.” “Ya da herkes aynı hızda koşabilir mi?” “Hayır.” “Tohumlar da böyledir. Birinin erken büyümesi, diğerinin hiç büyümeyeceği anlamına gelmez.” Defne elini topraktan çekti. O günden sonra Minik’in yerini kazmadı. Onu diğerleriyle karşılaştırmamaya çalıştı. Her gün aynı özenle suladı. “Hazır olduğunda çıkabilirsin,” dedi. “Seni bekleyeceğim.” Bir gece güçlü bir yağmur başladı. Rüzgâr ağaç dallarını sallıyor, yağmur damlaları pencereye hızla vuruyordu. Defne birden tohumları düşündü. Ya çok fazla su altında kalırlarsa? Ya yeni filizler kırılırsa? Yağmurluğunu giyip bahçeye koştu. Pıtırcık ile Uzun rüzgârda sağa sola eğiliyordu. Defne hemen küçük tahta çubuklarla filizlerin çevresine destek yaptı. Fazla suyun akması için toprağın kenarına ince bir yol açtı. Sonra Minik’in bulunduğu yeri yapraklarla çevreledi. “Merak etme,” dedi. “Buradayım.” Sabah olduğunda fırtına dinmişti. Defne bahçeye çıktığında Pıtırcık ile Uzun’un hâlâ ayakta olduğunu gördü. Tam rahat bir nefes almıştı ki Minik’in olduğu yerde toprağın hafifçe kabardığını fark etti. Toprak yavaşça aralandı. İçinden küçücük, açık yeşil bir filiz çıktı. Defne sevinçle ellerini çırptı. “Minik! Sonunda geldin!” Topraktan ince bir ses duyuldu: “Geç kalmadım. Yalnızca hazırlanıyordum.” Defne gülümsedi. “Biliyorum.” Haftalar geçti. Pıtırcık, üzerinde sarı benekler bulunan pembe bir çiçeğe dönüştü. Uzun, gökyüzüne doğru uzanan mavi çan biçimli çiçekler açtı. Minik ise uzun süre yalnızca birkaç yapraktan ibaret kaldı. Defne artık endişelenmiyordu. Onu suluyor ve sabırla bekliyordu. Bir sabah bahçeye çıktığında Minik’in yapraklarının arasında beyaz bir tomurcuk gördü. Tomurcuk yavaşça açıldı. İçinden, kenarları mor ve ortası altın sarısı olan büyük bir çiçek çıktı. Çiçek açıldığında bahçeye tatlı bir koku yayıldı. Kelebekler, arılar ve uğur böcekleri çevresinde toplanmaya başladı. Defne şaşkınlıkla baktı. Minik, üç çiçeğin en geç açanı olmuştu. Fakat bahçedeki canlıların en çok ziyaret ettiği çiçek de oydu. O akşam Defne, üç çiçeğin yanına küçük bir tabela koydu: “Her şey kendi zamanında büyür.” Büyükannesi tabelayı okuyunca gülümsedi. “Bunu sana kim öğretti?” Defne çiçeklere baktı. “Fısıldayan üç küçük tohum.” Rüzgâr hafifçe esti. Pıtırcık, Uzun ve Minik’in yaprakları birbirine dokundu. Defne, çiçeklerin arasından gelen incecik sesi yeniden duydu: “Sabır, büyümeyi beklemek değil; büyürken sevgiyle yanında kalmaktır.” Defne o günden sonra bir şey hemen olmadığında üzülmedi. Çünkü toprağın altında, kimsenin göremediği yerlerde bile güzel şeylerin hazırlanıyor olabileceğini artık biliyordu.
EBEVEYNLER İÇİN

Bu masal üzerine konuşabilirsiniz

Bu masal; çocukların beklemeyi, düzenli emek vermeyi ve gelişim süreçlerinin kişiden kişiye değişebileceğini anlamalarına yardımcı olur. Masal sonrasında çocuğunuza, sabırla beklediği veya zaman içinde öğrendiği bir şeyi sorabilirsiniz.