ÇOCUK MASALI
Emir ve Haritalarda Olmayan Ada
Emir, dedesinden kalan eski bir atlasın içinde yalnızca ay ışığında görünen gizemli bir ada keşfeder. Adaya ulaşmak için dikkatini, cesaretini ve doğru karar verme becerisini kullanması gerekir.
PREMİUM
Sesli Masallar Çok Yakında
Profesyonel anlatımlı sesli masallarımız Premium üyelikle çok yakında sizlerle.
Emir, dedesinin çalışma odasına girmeyi çok severdi.
Oda, eski kitaplar, pusulalar ve sararmış haritalarla doluydu. Duvarda pirinç çerçeveli büyük bir dünya haritası, masanın üzerinde ise yıllardır açılmamış kalın bir atlas dururdu.
Bir akşam elektrikler kesildi.
Emir, eline küçük bir fener alıp çalışma odasına girdi. Pencerenin önünden geçen dolunay, atlasın kapağına vuruyordu.
Emir kitabı açtı.
İlk sayfalarda ülkeler ve denizler vardı. Fakat atlasın tam ortasında, daha önce görmediği koyu lacivert bir sayfa bulunuyordu.
Sayfa boş gibiydi.
Emir atlası pencereye yaklaştırınca ay ışığı kâğıdın üzerine düştü.
Birden ince, gümüş renkli çizgiler belirdi.
Çizgiler, küçük bir adanın şeklini oluşturdu.
Adanın altında şu cümle yazıyordu:
“Beni yalnızca arayan görür.”
Emir heyecanla sayfaya dokundu.
Tam o anda çalışma odasının zemini hafifçe sallandı. Atlasın içinden soğuk bir rüzgâr çıktı ve sayfa büyümeye başladı.
Emir geri çekilmek istedi ama ayaklarının altındaki halı kaybolmuştu.
Bir anda kendisini küçük bir teknenin içinde buldu.
Etrafında karanlık ve sakin bir deniz vardı. Gökyüzünde yalnızca dolunay görünüyordu.
Teknenin içinde bir pusula, kısa bir halat ve atlasın lacivert sayfası bulunuyordu.
Emir sayfaya baktı. Haritanın üzerinde üç işaret vardı:
Bir ay sembolü, bir kuş şekli ve kırık bir daire.
Pusulanın ibresi kuzeyi göstermiyordu. Sürekli dönüyordu.
“Bu pusula bozuk,” dedi Emir.
Sonra haritanın kenarındaki küçük yazıyı fark etti:
“Yönü metal değil, ışık gösterir.”
Emir ayın denize düşen yansımasına baktı. Gümüş renkli ışık, suyun üzerinde ince bir yol oluşturuyordu.
Teknenin küreklerini o yöne çevirdi.
Bir süre sonra uzaktan bir kuş sesi duydu.
Beyaz bir martı, teknenin çevresinde üç kez döndü ve doğuya doğru uçtu.
Emir haritadaki kuş işaretini hatırladı.
Martıyı takip etti.
Deniz bir süre sonra sisle kaplandı. Emir önünü göremiyordu. Tam geri dönmeyi düşünürken suyun içinden koyu renkli kayalar yükseldi.
Tekne kayalardan birine çarpacak kadar yaklaşmıştı.
Emir hemen küreği ters yöne bastırdı.
Kayaların arasındaki dar geçidi dikkatle izledi. Kırık bir daireye benzeyen taş dizisini görünce üçüncü işareti anladı.
Geçidin ortasından ilerledi.
Sis dağıldığında ada karşısındaydı.
Ada, haritadakinden daha büyüktü. Kıyısında gümüş renkli kumlar, iç kısmında ise mor yapraklı ağaçlar vardı.
Emir tekneyi kıyıya bağladı ve adaya çıktı.
Bir taş sütunun üzerinde şu yazıyordu:
“Adayı bulmak kolaydır. Doğru şeyi bulmak zordur.”
Emir çevresine baktı.
Adanın ortasında üç yol vardı.
Sol yol altın renkli taşlarla kaplıydı.
Sağ yolun sonunda parlak bir sandık görünüyordu.
Ortadaki yol ise karanlık, dar ve sıradandı.
Emir önce sandığa gitmek istedi. Fakat yolun kenarında küçük ayak izleri gördü. İzler sandığa doğru gidiyor fakat geri dönmüyordu.
Altın taşlı yolda ise taşların bazıları çatlamıştı.
Ortadaki yolun üzerinde küçük beyaz tüyler vardı. Martının tüylerine benziyordu.
Emir ortadaki yolu seçti.
Yol onu adanın merkezindeki sessiz bir göle götürdü. Gölün ortasında taş bir kaide ve kaidenin üzerinde küçük bir cam küre vardı.
Kürenin içinde minik bir ada parlıyordu.
Emir küreye yaklaşınca bir ses duydu:
“Buraya neden geldin?”
Emir çevresine baktı. Kimse yoktu.
“Haritayı gördüğüm için.”
“Altın mı arıyorsun?”
“Hayır.”
“Gizli bir güç mü?”
Emir biraz düşündü.
“Adanın neden haritalarda olmadığını öğrenmek istiyorum.”
Gölün yüzeyi dalgalandı.
Ses yeniden konuştu:
“Çünkü bu ada, bulunmak isteyenlere değil; gerçekten merak edenlere görünür.”
Cam küre yavaşça açıldı. İçinden küçük, gümüş renkli bir pusula çıktı.
Bu pusulanın ibresi sabit değildi. Emir hangi yöne bakarsa baksın ibre, geri dönmesi gereken yönü gösteriyordu.
Ses son kez konuştu:
“Cesaret, bilinmeyene gitmek değildir. Geri dönmen gereken zamanı da bilmektir.”
Bir anda gökyüzündeki ay solmaya başladı.
Emir, vaktinin azaldığını anladı.
Koşarak kıyıya döndü. Teknesine bindi ve yeni pusulayı takip etti.
Sis yeniden yükseldi ama bu kez korkmadı. Kayaların arasındaki geçidi hatırlıyordu.
Ayın ışığı tamamen kaybolmadan tekne atlasın sayfasına ulaştı.
Emir gözlerini kapattı.
Tekrar açtığında dedesinin çalışma odasındaydı.
Elektrikler gelmişti.
Atlas masanın üzerinde duruyordu. Lacivert sayfa yeniden boş görünüyordu.
Emir cebine elini attı.
Gümüş pusula hâlâ oradaydı.
Ertesi sabah dedesine her şeyi anlattı.
Dedesi pusulayı görünce gülümsedi.
“Demek ada seni kabul etti.”
Emir şaşırdı.
“Sen de gittin mi?”
Dedesi cevap vermedi. Yalnızca duvardaki eski haritayı gösterdi.
Haritanın köşesinde, çok küçük bir ada çizimi vardı.
Altında şu cümle yazıyordu:
“Bazı yerler haritada değil, doğru soruda bulunur.”
Emir o günden sonra her gizemin peşinden gitmedi.
Ama gerçekten merak ettiği bir şey olduğunda dikkatle baktı, işaretleri izledi ve acele etmeden karar verdi.
Çünkü haritalarda olmayan adaya giden yolun, önce insanın kendi düşüncelerinden geçtiğini öğrenmişti.
Bu masal üzerine konuşabilirsiniz
Bu masal; çocukların merak duygusunu desteklerken bilinmeyen durumlarda acele etmeden düşünmenin, işaretleri doğru yorumlamanın ve gerektiğinde yardım istemenin önemini vurgular.