ÇOCUK MASALI

Nehir’in Zamanı Biriktiren Saati

Nehir, eski bir duvar saatinin içinde zamanı biriktirebilen gizli bir düzenek keşfeder. Başta bu gücü çok faydalı bulan Nehir, kaybedilen zamanı geri almanın her zaman iyi bir fikir olmadığını öğrenir.

Nehir’in Zamanı Biriktiren Saati çocuk masalı kapak görseli
PREMİUM

Sesli Masallar Çok Yakında

Profesyonel anlatımlı sesli masallarımız Premium üyelikle çok yakında sizlerle.

Nehir’in en sevdiği şey, bir şeylerin nasıl çalıştığını anlamaktı. Bozulan kalemleri söker, eski radyoların düğmelerini inceler, kullanılmayan oyuncakların içinden çıkan yayları ve vidaları küçük kutularda saklardı. Bir cumartesi günü annesi tavan arasını toplarken, tozlu bir kutu buldu. Kutunun içinden büyük, yuvarlak, ahşap bir duvar saati çıktı. Saatin camı hafif çizilmişti ama pirinç sarkacı hâlâ sağlamdı. “Bu, büyükbabanın saatiydi,” dedi annesi. “Yıllardır çalışmıyor.” Nehir saati kucağına aldı. Arkasını çevirince küçük bir kapak fark etti. Kapakta çok ince harflerle şu yazıyordu: “Boşa harcanan dakikalar kaybolmaz.” Nehir’in gözleri parladı. “Bu ne demek?” Annesi omuz silkti. “Belki büyükbabanın esprilerinden biridir.” Nehir saati odasına götürdü. Tornavidasını aldı ve arka kapağı dikkatlice açtı. İçeride dişliler, küçük yaylar ve ince bakır teller vardı. Ama en ilginç şey, orta kısımda duran cam bir tüptü. Tüpün içinde gümüş renkli, ışıklı bir toz dönüyordu. Tüpün yanında minik bir ibre ve üç çizgi vardı: Az – Orta – Dolu Nehir saati yeniden kurcalarken masa üstündeki ödev defterini gördü. Matematik ödevi yapması gerekiyordu ama canı hiç istemiyordu. “Beş dakika sonra yaparım,” dedi. Sonra pencereye gidip dışarı baktı, kalemlerini dizdi, çekmecesini topladı, su içti. Yaklaşık yarım saat sonra saatten ince bir tık sesi geldi. Nehir arka kapağa baktı. Cam tüpteki gümüş toz biraz artmıştı. İbre de Az çizgisinin üstüne yükselmişti. “Olamaz…” dedi fısıldayarak. “Yoksa bu saat gerçekten zaman mı biriktiriyor?” Ertesi gün denemeye karar verdi. Türkçe kitabını açtı. Okuması gereken sayfaya baktı ama okumadı. Onun yerine kalem kutusundaki bütün silgileri renklerine göre dizdi. On dakika sonra saat yine tık dedi. Tüpteki ışıklı toz biraz daha çoğaldı. Bu kez Nehir emin oldu. Saat, boşa geçirilen zamanı topluyordu. Akşam üstü kardeşi Defne içeri girip, “Benim yapbozuma yardım eder misin?” diye sordu. “Birazdan,” dedi Nehir. Defne gidince Nehir, saat üzerinde küçük bir düğme fark etti. Düğmenin yanında şu yazıyordu: “Biriktirileni geri çağır.” Nehir heyecanla düğmeye bastı. Oda bir anda sessizleşti. Duvar saatinin sesi yavaşladı. Perdeler hafifçe donmuş gibi oldu. Penceredeki kuş havada bir an asılı kaldı. Nehir’in masasında ise mavi bir ışık çemberi oluştu. Saatin içinden ince bir ses geldi: “10 dakika geri verildi.” Nehir şaşkınlıkla etrafına baktı. Az önce yapmadığı Türkçe okuması için önünde yeni bir zaman açılmıştı. Sanki vakit uzamıştı. Kitabı rahatça okudu, notlarını aldı ve düğmenin gerçekten işe yaradığını anladı. O andan sonra saat, Nehir’in gizli yardımcısı oldu. Ödevini ertelediğinde saat zamanı topluyor, sonra Nehir o zamanı geri çağırıyordu. Dişlerini fırçalamayı geciktirdiğinde, çantasını hazırlamayı unuttuğunda, odasını toplamayı sonraya bıraktığında hep aynı şeyi yapıyordu: Önce zamanı boşa harcıyor, sonra saatin düğmesine basarak geri alıyordu. Başta bu çok harika görünüyordu. Artık hiçbir şeyi kaçırmıyordu. Ama birkaç gün sonra gariplikler başladı. Bir sabah Nehir, annesinin ona üç kez “Geç kalıyorsun!” dediğini duydu. Üçü de aynı anda değil, sanki aynı cümle odada yankılanmış gibiydi. Okulda öğretmeni bir soruyu iki kez sorduğunu söyledi ama Nehir bir kez duyduğuna emindi. Öğle arasında arkadaşı Ece, “Ben bunu sana dün anlatmıştım,” dediğinde Nehir hiçbir şey hatırlamadı. Sanki günlerin bazı parçaları birbirine karışıyordu. O akşam saatten gelen ışık ilk kez kırmızımsı bir renge döndü. İbre Orta çizgisini geçmişti. Saatin arkasında daha önce fark etmediği ikinci bir cümle belirdi: “Geri alınan her dakika, başka bir düzeni değiştirir.” Nehir’in içi huzursuz oldu. Yine de ertesi gün sınav çalışmasını erteledi. Nasıl olsa saat vardı. Ama o akşam düğmeye bastığında işler karıştı. Oda yeniden sessizleşti. Mavi ışık çemberi açıldı. Tam çalışmaya başlayacaktı ki birden masadaki defterinin sayfaları karıştı, lambası söndü, kalemi yere düştü. Koridordan annesinin sesi geldi: “Nehir, sen iyi misin?” Nehir kapıya koştu ama koridor bomboştu. Sanki saat, geri verdiği zamanı bu kez düzgün ayarlayamamıştı. Aynaya baktığında yüzü biraz yorgun görünüyordu. Çünkü aslında aldığı her ek dakika, gerçekten dinlenmeden geçirdiği bir zamandı. O sırada odanın kapısı çalındı. İçeri dedesi girdi. Elinde eski bir anahtar vardı. Nehir şaşırdı. “Anne, dedem gelmiş!” Ama ev sessizdi. Dede yalnızca Nehir’in onu görebildiği bir anı gibi duruyordu. Gülümseyip saati işaret etti. “Bu saati yalnızca zamanı anlamaya hazır olanlar çalıştırabilir.” Nehir fısıldadı: “Ben kötü bir şey mi yaptım?” “Hayır,” dedi dedesi. “Sadece yanlış şeyi kolaylaştırdın.” “Ben yalnızca kaybettiğim zamanı geri almak istedim.” Dedesi başını salladı. “Zaman en çok, vaktinde yapılan işin içindeyken işe yarar. Sonradan eklenince her şeyi düzeltmez.” Nehir saatin cam tüpüne baktı. Işık neredeyse yarıya kadar dolmuştu. “Peki şimdi ne yapmalıyım?” Dedesi küçük anahtarı Nehir’e verdi. “Saati sıfırlamalısın. Ama o zaman biriktirdiğin bütün dakikalar kaybolur.” Nehir derin bir nefes aldı. Bir an düğmeyi bir daha kullanmayı düşündü. Sınavları, ödevleri, eksik kalan işleri vardı. Ama sonra son günlerdeki karışıklıkları hatırladı. Arkadaşlarıyla konuşurken dalıp gitmesini, annesinin söylediklerini karıştırmasını, kendini hep yetişmeye çalışıyor gibi hissetmesini... Anahtarı saatin arkasındaki küçük yuvaya taktı. Yavaşça çevirdi. Tüpün içindeki gümüş toz bir anda parladı, sonra ince bir sis gibi dağıldı. İbre yeniden en başa döndü. Saat son bir kez tık dedi. O sırada odadaki her şey normale döndü. Koridordan annesinin gerçek sesi duyuldu: “Nehir, çay hazır!” Nehir aşağı indi. O akşam ödevini ertelemeden yaptı. Sonra biraz kitap okudu, biraz da kardeşiyle yapboz yaptı. Her şeye yetişemedi belki ama hiçbir şey de birbirine karışmadı. Ertesi gün odasına döndüğünde saat hâlâ duvarda asılıydı. Artık normal bir saat gibi tik tak ediyordu. Arka kapağındaki yazı ise değişmişti: “Zaman biriktirilmez; iyi kullanılır.” Nehir gülümsedi. O günden sonra yapılacak işleri küçük parçalara ayırdı. Önce en önemlileri yaptı. Ertelemek istediğinde saatin camına baktı ve kendine şunu hatırlattı: Kaybedilen her dakika geri gelmeyebilirdi. Ama doğru zamanda atılan küçük bir adım, bazen saatlerce uğraşmaktan daha değerliydi.
EBEVEYNLER İÇİN

Bu masal üzerine konuşabilirsiniz

Bu masal; çocuklarla zaman yönetimi, erteleme alışkanlığı ve sorumluluk üzerine konuşmak için güzel bir fırsat sunar. Ayrıca her şeyi sonradan telafi etmenin mümkün olmayabileceğini nazik bir dille anlatır.