ÇOCUK MASALI

Saat Kulesindeki Sessiz Mesaj

Ela ve Aras, kasabanın saat kulesinden gelen anlaşılmaz seslerin peşine düşer. Buldukları eski bir mesaj, onları unutulmuş bir bahçeyi kurtarmaya götürür.

Saat Kulesindeki Sessiz Mesaj çocuk masalı kapak görseli
PREMİUM

Sesli Masallar Çok Yakında

Profesyonel anlatımlı sesli masallarımız Premium üyelikle çok yakında sizlerle.

Saat Kulesindeki Sessiz Mesaj Güneydere kasabasının tam ortasında, yüz yıldan daha eski bir saat kulesi bulunuyordu. Kulenin dört tarafında büyük saatler vardı. Saat başı çanı çalar ve sesi kasabanın en uzak sokağından bile duyulurdu. Fakat son üç gündür tuhaf bir şey oluyordu. Saat tam yediyi gösterdiğinde çan yedi kez çalması gerekirken şöyle çalıyordu: “Dan… dan… dan…” Kısa bir sessizlik oluyordu. Sonra: “Dan… dan…” Biraz daha bekliyor ve son olarak: “Dan… dan…” diye tamamlıyordu. Kasabadaki yetişkinler bunun eski mekanizmadan kaynaklandığını düşünüyordu. “Dişliler eskimiştir.” “Rüzgâr çanın sesini bölüyordur.” “Usta gelince düzeltir.” Fakat on bir yaşındaki Ela, seslerin rastgele olmadığına inanıyordu. Çünkü her akşam aynı düzen tekrarlanıyordu: Üç çan, iki çan, iki çan. Ela bunu arkadaşı Aras’a anlattı. Aras sayılarla ve bulmacalarla ilgilenmeyi severdi. “Üç, iki, iki…” diye mırıldandı. “Bu bir tarih olabilir. Üçüncü ayın yirmi ikinci günü gibi.” “Ya da bir yönlendirme,” dedi Ela. “Üç adım, iki adım, iki adım.” Ertesi akşam saat yedi olmadan meydanda buluştular. Ela yanında bir not defteri, Aras ise küçük bir el feneri getirmişti. Çan yine aynı şekilde çaldı: Üç, iki, iki. Fakat bu kez Ela yalnızca sayıları değil, seslerin uzunluklarını da dinledi. İlk üç ses normaldi. İkinci gruptaki ilk ses daha uzundu. Son gruptaki ikinci ses ise diğerlerinden daha hafifti. “Bu yalnızca sayı değil,” dedi Ela. “Seslerin biçimi de değişiyor.” Aras saat kulesinin çevresinde dolaşmaya başladı. Kulenin giriş kapısı kilitliydi, fakat taş duvarın üzerinde küçük metal bir plaka vardı. Plakanın üzerindeki yazılar yıllar içinde silinmişti. Yalnızca birkaç kelime okunabiliyordu: Dinleyen görür. Gören hatırlar. Plakanın altında üç yaprak, iki yıldız ve iki damla şekli bulunuyordu. “Üç, iki, iki,” dedi Aras. “Çanların düzeni!” Ela şekillere yakından baktı. Üç yaprağın uçları sola, iki yıldızın uçlarından biri yukarı, iki damlanın sivri tarafları ise sağa bakıyordu. “Belki yönleri gösteriyordur,” dedi. Önce sola dönüp üç adım attılar. Sonra yukarıyı gösteren yıldızları düşündüler. “Yukarı çıkamayız ama yukarıda bir şey arayabiliriz,” dedi Aras. Başlarını kaldırdıklarında kulenin duvarında, diğerlerinden daha açık renkte iki taş gördüler. Ela taşlara dokundu. Taşlardan biri hafifçe içeri doğru hareket etti. Taşı bastırınca duvarın alt kısmında küçük bir kapak açıldı. İçinde eski bir metal kutu vardı. Kutunun kapağında iki damla işareti ve sağa bakan küçük bir ok bulunuyordu. Kutuyu açtıklarında içinden sararmış bir kâğıt çıktı. Kâğıdın üzerinde düzgün bir el yazısıyla şunlar yazıyordu: Bu mesajı bulan kişiye, Saat kulesinin sesi yalnızca zamanı değil, kasabanın hafızasını da taşır. Üç yaprağın, iki yıldızın ve iki damlanın birleştiği yeri bulun. Orada susmuş bir bahçe sizi bekliyor. Kâğıdın altında küçük bir harita vardı. Haritada kasabanın eski sokakları çizilmişti. Fakat bugünkü binaların çoğu o zamanlar yoktu. Üç yaprak işareti, kuzeydeki çınar ağacını gösteriyordu. İki yıldız, eski gözlemevinin yanında bulunuyordu. İki damla ise kurumuş bir çeşmenin üzerindeydi. Ertesi sabah Ela ve Aras haritayı takip etmeye başladılar. Önce meydandaki üç gövdeli yaşlı çınarı buldular. Oradan eski gözlemevine doğru yürüdüler. Gözlemevinin duvarında yan yana iki yıldız kabartması vardı. İki yıldızın baktığı yönde ilerlediklerinde yıllardır kullanılmayan taş bir çeşmeye ulaştılar. Çeşmenin üzerinde iki damla şekli bulunuyordu. Aras duvarı inceledi. “Haritada bu çeşmenin arkasında bir yol var,” dedi. “Ama burada yalnızca sarmaşık görüyorum.” Ela sarmaşıkları dikkatlice araladı. Arkasında paslanmış demir bir kapı vardı. Kapıyı ittiklerinde gıcırdayarak açıldı. İçeride yabani otlarla kaplı büyük bir bahçe bulunuyordu. Ortada kurumuş küçük bir havuz, çevresinde bakımsız meyve ağaçları ve kırılmış banklar vardı. Bahçenin girişindeki taşta şu sözler yazılıydı: Güneydere Çocuk Bahçesi Her çocuk bir tohum eker. Her nesil bir sonraki için gölge bırakır. Ela sessizce etrafına baktı. “Burası unutulmuş,” dedi. Aras metal kutudaki kâğıdın arka tarafını çevirdi. Orada mesajın devamı vardı: Bir gün bahçe unutulursa saat kulesi size yol gösterecek. Bahçeyi bulanlar onu tek başına sahiplenmesin. Herkese anlatsın ve birlikte yeniden canlandırsın. Ela ile Aras hemen işe girişmediler. Önce kasabanın kütüphanesine gittiler. Eski gazeteleri ve fotoğrafları incelediler. Bahçenin yıllar önce çocukların sebze, çiçek ve meyve yetiştirdiği ortak bir alan olduğunu öğrendiler. Zamanla çevresine yeni binalar yapılmış, kapısı sarmaşıkların altında kalmış ve bahçe unutulmuştu. Ela ile Aras bulduklarını belediyeye ve okul müdürüne anlattı. Başta bazı yetişkinler şaşırdı. “Böyle bir bahçe olduğunu hiç duymadık,” dediler. Ela eski haritayı, fotoğrafları ve metal kutudaki mesajı gösterdi. Aras da çanların neden üç, iki, iki şeklinde çaldığını anlattı. Saat ustası kuleyi incelediğinde mekanizmanın içine yıllar önce yerleştirilmiş küçük bir düzenek buldu. Düzenek, bahçenin sulama sistemi uzun süre çalışmadığında çanları farklı aralıklarla çalacak şekilde yapılmıştı. “Demek çan bozulmamış,” dedi usta. “Görevini yerine getiriyormuş.” Takip eden haftalarda bütün kasaba bahçeyi temizlemek için toplandı. Bazıları yabani otları ayıkladı. Bazıları bankları onardı. Çocuklar yeni tohumlar ekti. Yağmur suyu toplayan küçük depolar kuruldu. Bahçenin bir köşesine kitap okuma alanı yapıldı. Girişe de yeni bir tabela asıldı: Saat Kulesi Bahçesi Dinleyen buldu. Birlikte çalışan yaşattı. Bir ay sonra saat tam yediyi gösterdiğinde Ela ve Aras meydanda duruyordu. Çan bu kez aralıksız yedi kez çaldı. “Dan, dan, dan, dan, dan, dan, dan…” Aras gülümsedi. “Mesaj tamamlandı.” Ela başını salladı. “Hayır,” dedi. “Bence asıl mesaj şimdi başladı.” Çünkü bahçede oynayan, kitap okuyan ve yeni tohumlar eken çocukların sesleri bütün kasabaya yayılıyordu. Saat kulesi artık sessiz bir sırrı değil, yeniden hatırlanan bir sorumluluğu koruyordu.
EBEVEYNLER İÇİN

Bu masal üzerine konuşabilirsiniz

la diğer insanların önemsemediği hangi ayrıntıyı fark etti?
Ela ve Aras neden bahçeyi tek başlarına düzenlemeye çalışmadı?
Eski yapıların ve ortak alanların korunması neden önemlidir?
Sen yaşadığın yerde unutulmuş bir alanı nasıl değerlendirmek isterdin?
Bir sorunu çözerken gözlem yapmak mı, hemen karar vermek mi daha yararlı olabilir?